Pandemi sonrası dönemde dünya genelinde tren yolculuklarına olan ilgi artarken, bu yükseliş yavaş turizm felsefesi ve çevresel duyarlılıkla ilişkilendiriliyor.
Pandeminin sona ermesiyle birlikte, tren yolculuklarına duyulan ilgi özellikle sosyal medyada önemli ölçüde arttı. Ankara Garı'ndan Kars'a neredeyse bir gün süren Doğu Ekspresi biletlerinin satışa çıktığı gün tükenmesi, bu yavaş ve çok duraklı seyahat biçiminin Türkiye'de de ne kadar sevildiğini gösteriyor. Bu durum, seyahat hızının değil, yolculuğun kendisinin bir deneyim olarak görüldüğü "yavaş turizm" kavramıyla açıklanıyor.
Yavaş turizm kavramı, kökenini 1986'da gazeteci Carlo Petrini'nin Roma'daki bir fast food zincirine karşı başlattığı Slow Food hareketinden alıyor. 1999'da Cittaslow (yavaş şehir) ağına evrilen bu felsefe, 2000'lerin ortalarından itibaren seyahate uyarlandı. Akademisyenler, yavaş turizmi yavaşlık, yerellik, ulaşım biçimi ve çevre bilinci olmak üzere dört ana unsurla tanımlıyor. Seyahat ritmini düşürmek, sabrı ve gidilen kültürle gerçek bir tanışıklığı geri kazanmak olarak özetlenen bu yaklaşımda, yolculuk varış noktasına ödenen bir bedel olmaktan çıkıp tatilin kendisi haline geliyor.
Tren yolculuklarının popülaritesi yalnızca Türkiye'ye özgü değil; küresel çapta benzer bir yükseliş yaşanıyor. Almanya'nın 2015'te kârsız bulup kapattığı gece trenlerinin boşluğunu devralan Avusturya Federal Demiryolları'nın Nightjet servisleri, 2017'den itibaren yolcu sayısını artırarak yeni kabinlerle filosunu yeniliyor. European Sleeper gibi yeni girişimler de Paris-Berlin hattında gece trenlerini yeniden hizmete soktu. Genç kuşak arasında Interrail ve Eurail, 2023'te 1,2 milyondan fazla pass satarak tüm zamanların rekorunu kırdı. Japonya'da Seven Stars ve Shiki-Shima gibi lüks trenler, Amerika'da Amtrak'ın rekor yolcu sayılarına ulaşması da bu küresel trendi destekliyor.
Çevresel bilinç, tren yolculuklarının tercih edilmesindeki önemli faktörlerden biri. Uçaklar, yolcu başına kilometre başına trenlerden ortalama beş kat daha fazla karbon salımı yapıyor. Trenler, elektrikli hatlarda çalıştığında enerjilerini şebekeden alarak ülkenin elektrik üretiminin temizliğine bağlı olarak çok daha düşük karbon ayak izine sahip olabiliyor. Ancak, Greenpeace'in 31 Avrupa ülkesinde 142 güzergahı kapsayan araştırması, sınır ötesi rotaların yarısından fazlasında uçakla seyahat etmenin trenden daha ucuz olduğunu gösteriyor. Bu durum, Avrupa'da uçak yakıtının vergiden muaf tutulması ve bilet fiyatlarına vergi uygulanmaması gibi faktörlerle açıklanıyor; demiryolu şirketleri ise hem elektrik hem de altyapı kullanım bedeli ödüyor. Bu da yavaş ve çevreci seçeneğin çoğu zaman daha pahalı olması anlamına geliyor.
Neden önemli?Bu trend, bireylerin seyahat anlayışını ve zaman algısını dönüştürürken, turizm ve ulaştırma sektörleri için yeni fırsatlar ve zorluklar ortaya koyuyor.
Şu ana kadar bildiklerimiz
- Interrail ve Eurail 2023'te 1,2 milyondan fazla pass satarak tüm zamanların rekorunu kırdı.
- Uçaklar, taşıdıkları her yolcu için kilometre başına trenlerden ortalama beş kat fazla karbon salıyor.
- Greenpeace'in 31 Avrupa ülkesinde yaptığı araştırmaya göre, sınır ötesi rotaların yarısından fazlasında uçakla seyahat etmek trenden daha ucuz.
Cevabı beklenen sorular
- Tren yolculuklarının maliyet dezavantajı, çevresel faydaları göz önüne alınarak nasıl giderilebilir?
- Demiryolu şirketleri, artan talebi karşılamak ve altyapılarını geliştirmek için ne tür yatırımlar yapacak?

